Dördüncü Murad Han


İslam halifelerinin seksen ikincisi, Osmanlı padişahlarının on yedincisidir. 1609 da doğup, 1640 da vefat etti. Babası, birinci Ahmed hanın türbesindedir. Kardeşi ikinci Osman han da buradadır. 1623 de halife oldu. Yavuz gibi cesur idi. Annesi Mahpeyker Kösem sultanın yardımı ile, iş başına, kıymetli adamlar getirerek, ortalığı düzeltti.

Şah Abbas Bağdat’ı alıp, otuzbin Ehl-i sünneti kadın, çocuk ayırmadan kesti. Sadr-ı azam hafız Ahmed paşa Bağdat’ı geri aldı. İran askeri telef oldu. Tütün, enfiye ve içkiyi yasak etti. Kendi harbe giderek Tebriz’i geri aldı. İkinci defa giderek Bağdat’ı tekrar aldı. Kâbe-i muazzamayı yeniden yaptırdı. Hafız Ahmed paşa, Fatih’te Malta çarşısındaki camiinin kıble duvarı önündedir.

Dördüncü Murad Han Arapça ve Batı dillerine hakim olup her türlü memleket meselesine vakıftı. İlmi ve ilim adamlarını çok sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, onları teşvik ederdi. Kur'an-ı kerim okumayı ve ibadetlerini hiç ihmal etmezdi. Dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi o da Hırka-i saadet dairesinde Kur'an-ı kerim okurdu. Ömrünü devlete hizmet ve Allahü teâlânın emir ve yasaklarına itaatle geçiren bu Türk hakanı, Ehl-i sünnet düşmanı Acemlerin pek çok iftiralarına maruz kaldı. Bunlar kendilerinde bulunan zilletleri bu büyük padişaha da bulaştırmaya kalkıştılar. İnsanlara zulüm ettiğini ve içki içtiğini söylediler.

Birçok tarihçinin Kanuni sonrası en büyük Osmanlı padişahı olarak kabul ettikleri Dördüncü Murad Han, hep dedesi Yavuz Sultan Selim Hana benzemeye çalışırdı. Gerçekten de birçok vasıfları onunla uyuşurdu. Fakat Yavuz'un sahip olduğu kıymetli Devlet adamlarına ve tecrübeye malik değildi. Tahta geçtiğinde hazine bomboştu. Vefatında ise, on beş milyon altın olup, gümüş paranın haddi hesabı belli değildi. Avrupa baştan başa istihbarat ağı ile örülmüştü. Avrupalıların en gizli sırları, Osmanlı sarayına gününde ulaşıyor ve ona göre vaziyet alınıyordu.

Tahta çıktığında neye yaradığı belli olmayan yüz bin yeniçeri varken, vefatında itaat altına alınmış otuz beş bin yeniçeri bulunuyordu. Dördüncü murad Han, bozulmuş devlet nizamını yoluna koymak için mülazimlikleri kaldırdı. Timar sistemini yeniden düzene koydu. İsrafın önüne geçmek için kanunlar çıkarttı. Sipahilerden zorbalıkla ele geçirdikleri evkaf idaresini ve diğer hükümet hizmetlerini aldı. Sipahileri intizam ve itaat altına alarak, bunların ve bir takım bozguncuların toplandığı yerler olan kahvehaneleri kapatarak asayişi temin etti. Yeniçerilik tahsisatının şuna buna yemlik olması suistimalini kaldırarak, yeniçeriliği ıslah etti. Vefatında içte ve dışta huzurlu ve itibarlı bir devlet bıraktı.

Sultan Murad Hanın cesareti, her türlü zorluğa tahammülü, keskin zekası, hünerleri, askeri dehası, atıcılık, binicilik, silahşörlükteki başarısı, askerleri ve tebeası tarafından çok takdir ediliyordu. İki yüz okkalık gürzleri kolayca kaldırır, hızla giden iki atın birinden diğerine atlar, attığı ok, tüfek mermisinden uzağa düşerdi. Devrinin bütün silahlarını en iyi şekilde kullanırdı. En küçük suçları bile memleketin selameti için cezalandırmaktan çekinmeyen sultan Dördüncü Murad Hanın merhameti de çoktu. Savaş esnasında otağının yanına kurdurduğu seyyar hastanelerdeki yaralı ve hastaları ziyaret eder, onlarla yakından ilgilenirdi.

Memleketin her tarafındaki imarethanelerin vakıf şartlarına uygun şekilde çalışması, fakir ve yetimlerin aç ve açıkta kalmaması için gayret gösterirdi. Din ve Devlet menfaatine iş yapanı hemen mükafatlandıran Sultan Murad Han, pek çok hayırlı işin yanında, topkapı sarayında Revan ve Bağdat köşkü gibi nadide eserler, köprüler, kervansaraylar, hanlar ve benzeri hayır eserleri de inşa ettirdi. Boğazda yaptırdığı sarayda, oğlu Muhammed'in doğumundan yedi gece kandilleri astırıp şenlikler yapıldığından, buraya Kandilli denildi. Kavaklar'daki kaleleri yaptırdığı gibi, pek çok şehrin de surlarını tamir ettirdi. Bağdat'ı feth edince, imam-ı a'zam ve Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin türbelerinin tamiri yaptırdı.

Yorum (yok) Yorum yaz!

İkinci Osman Han (Genç Osman)



Osmanlı padişahlarının on altıncısı ve İslam halifelerinin seksen birincisidir. Babası Sultan birinci Ahmed Handır. 1604 senesinde İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitimle yetiştirildi. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini öğrendi. Kuvvetli bir edebiyat, tarih, coğrafya ve matematik tahsili gördü.

26 şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinci Mustafa'nın rahatsızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultanı oldu. İkinci Osman'ın tahta çıkışının ilk aylarında İran ile barış antlaşması imzalanarak harbe son verildi. 1620 yazında Halil Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması İyonya Denizini kuzeye doğru geçerek Otranto Boğazında Adriyatik'e geldi. Dıraz üssünde iki İtalya gemisini ele geçirdi. Daha sonra batıdan doğuya doğru Adriyatik Denizine geçerek Manfredonia Körfezine girdi ve İtalya'ya asker çıkardı. Kısa sürede Manfredonia liman ve şehrini fethetti. Halil Paşa bu zaferini Padişaha ve hususi bir mektupla da şeyhi Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai hazretlerine bildirdi ve çok hayır dua aldı.

Bu sırada Boğdan Voyvodası Gratiani Osmanlıya karşı cephe almıştı. İhaneti üzerine azledilen Gratiani Lehistan'a sığındı ve büyük destek gördü. Bu devletten aldığı 50-60 bin kişilik bir kuvvetle Osmanlı topraklarına saldırdı. Ancak Özi Beylerbeyi İskender Paşa, süratle harekete geçip bu kuvvetleri Turla Nehrini geçerken imha etti. Düşman ordusundan Zahire ganimet olarak alındı. Diğer taraftan Sultan Osman, Lehistan'ı ele geçirip, Baltık Denizine çıkmak, orada bir donanma kurarak, Atlas Okyanusuna geçip Avrupa Hıristiyanlığını, hem Akdeniz hem okyanus donanmalarıyla çember içine almak gayesiyle 21 Mayıs 1621 de Cuma namazını kıldıktan sonra sefere çıktı. 1 Eylül 1621 de Hotin önüne varıldı ve kale derhal kuşatma altına alındı. 35 gün devam eden muharebelerde kale birkaç defa düşmek durumuna geldiyse de yeniçerilerin itaatsizliği ve devlet adamlarının arasındaki geçimsizlikler, kesin neticenin elde edilmesine mani oldu. Ancak Nogay tatarlarının beyi Kantemir mirza ile Kırım Hanının oğlu Nureddin, Lehistan içlerine kadar akınlarda bulunarak pek çok ganimetle döndüler. Netice de kış mevsiminin gelmesi üzerine Lehistan'la barış yapılarak geri dönüldü.

Lehistan seferinde tam muvaffakiyet elde edemeyen sultan, bunun sebebinin askerlerin gayretsizliği olduğuna inanıyor ve bazı ıslahatlar yapmak istiyordu. Kapıkulu ocaklarını kaldırarak, yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türklerinden müteşekkil, sadece askerlikle uğraşan, padişahın emirlerine itaat eden bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray, harem ve ilmiye teşkilatlarında da esaslı değişiklikler düşünüyordu. Ancak onun bu ıslahat fikirlerine kapıkulu ocakları açıkça karşı çıkıyor, ilmiye sınıfı da çok çekimser davranıyordu. Nitekim Osman Hanın hacca gitme arzusunu bahane eden yeniçerilerle sipahiler ayaklandılar. Öncelikle Osman Hanın hacca gitmekten vazgeçmesi isteğiyle başlatılan isyan, daha sonra bazı devlet adamlarının kellesinin istenmesiyle büyüdü. Neticede isyan Sultan Osman Hanın hal-i ve sultan Mustafa'nın ikinci defa tahta geçirilmesiyle son buldu.

İsyan sırasında Sultan Osman'ı ele geçiren caniler, reva gördükleri ağır ve kötü sözlerle orta camiye götürerek orada hapsettiler. Genç padişahın maruz kaldığı hakaretin haddi hesabı yoktu. Yaptıkları eza ve cefa onu boynu bükük ve perişan bir hâle koymuştu. İkinci Osman Han, kendisine eziyet eden ocak ağalarına karşı; ''Dün sabah padişah-ı cihan idim, şimdi uryan kaldım; merhamet edip halimden ibret alın; dünya size dahi kalmaz; hangi padişahın kulları padişahlarına bu ihaneti ettiler'' diyerek yalvardı ise de, bu sözlerin caniler üzerinde hiçbir tesiri olmadı. Orta camide Genç Osman'ın muhafazasına Haseki Sarı Mehmed Ağa tayin edildi.

Yeniçeriler, Sultan ikinci Osman'ın hayatına dokunulmayarak kafes hayatı yaşamasını istiyorlardı. Nitekim, çok hain bir kimse olan yeni sadrazam Davud Paşa onu öldürtmek için cebeci başına emir verince, yeniçeri ağaları mani oldular. Osman Han hayatına kasd eden Davud Paşaya; ''Behey zalim, ben sana neyledim? İki defa mucib-i katl cürmünü affedip öldürmedim, mansın verdim, bana gadrin nedir?'' diye bağırdı. Buna rağmen, Davud Paşa, Cumadan sonra en güvendiği adamları olan cebecibaşı ile kalender uğrusu denen zabite, sultan Osman'ı Yedikule'ye götürerek boğmalarını emretti. Eski Sultanın Yedikule'ye götürülüşünü seyretmek üzere yollara biriken halk, o tarihe kadar görülmemiş kalabalığı teşkil ediyordu. Yedikule'ye gelindiği zaman vakit akşama yaklaşıyordu. Davud Paşanın emriyle oraya kadar gelen binlerce asker dağıtıldı. Daha sonra Davud Paşa, cebecibaşına ve kalender uğrusuna dönerek; ''Yanınıza sekiz cellat alıp, Osman'ın işini bitirin. Yarına kalmasın'' dedi.

Sultan Osman, günlerden beri perişan vaziyette, aç ve uykusuz olduğu halde kendisini son nefesine kadar müdafaa etmeye karar vermişti. On celladın ilk hücumu netice vermedi. Bire on nispet olmasına rağmen, cellatlar, silahsız padişahla mücadele edemeyeceklerini anladılar. Kementten başka silah da kullanmak istemiyorlardı. Çünkü hanedandan olanın kanı akıtılamazdı. Buna rağmen dışarıdan balta alan cellatlara genç sultan, büyük bir ustalıkla karşı koydu. Fakat arkasında gelen bir cellat, baltası ile omuzuna vurarak fena şekilde yaraladı. Bu durumu fırsat bilen cebecibaşı kemendi Osman Hanın boynuna geçirdi ve yere düşürdü. Diğer caniler de üzerine yüklenerek genç padişahı şehid ettiler (20 Mayıs 1622).

Şehid sultanın cenazesi o gece Topkapı Sarayına götürüldü. Ertesi gün yapılacak cenaze törenine hazırlandı. Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazını müteakip Sultanahmet Camiinde babasının türbesine defnedildi.

Genç Osman'ın şehid edilmesi tarihimizin en acıklı olaylarındandır. Genç Osman'ın öldürülmesi, Anadolu'da bazı isyanların çıkmasına sebep oldu. Millet, padişahın öldürülmesini hiçbir zaman hazmedemedi ve onun katillerini nefretle andı. Sultan ikinci Osman Han güneş yüzlü, heybetli, yüksek himmet sahibi, bahadır bir padişahtı. Fevkalade iyi bir binici, silah ve harp aletlerini kullanmakta pek mahirdi. Şecaat ve binicilikte akranı pek az olup, şirin çehreli ve güzel tavırlıydı.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Birinci Mustafa Han

 

Osmanlı padişahlarının on beşincisi ve İslam halifelerinin seksenincisidir. 1591 senesinde Manisa'da doğdu. Her şehzade gibi iyi bir eğitim gördü. Ağabeyi birinci Ahmed Hanın vefatı üzerine 22 Kasım 1617 de ilk defa ekberiyet kaidesine göre, yani hanedanın en yaşlı mensubu olarak zorla tahta çıkarıldı. Sultan Mustafa Han, devlet meseleleriyle ilgilenmediğini ifade ederek saltanatı kabul etmediyse de bu hâl devlet erkanınca göz önüne alınmadı.

 

Ancak çok geçmeden devlet işlerinde sultanın yabancı kalması ve işlerin karışması üzerine, durumun böyle devam edemeyeceğini anlayan devlet adamları hal'ine fetva aldılar ve 26 Şubat 1618 günü Sultan Mustafa'yı tahttan indirerek yerine Genç Osman'ı çıkardılar.

 

Ancak yenilik taraftarı olmayanların tahrikleri neticesinde isyan eden yeniçeriler 19 Mayıs 1622 de Genç Osman'ı tahttan indirdiler. Bu durum Sultan Mustafa'nın ikinci defa tahta geçirilmesine yol açtı. Bu sırada Sultan Osman Hanın veziriazam Kara Davud paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. Sultan Mustafa Han, Davud paşayı azlederek yerine Mere Hüseyin paşayı getirdiyse de, isyanlar son bulmadı. Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmed paşa başkaldırarak, bölgesindeki yeniçerilerin bir kısmını öldürttü. ''Genç Osman'ın intikamını alacağım'' diye and içen Abaza, İstanbul'a gelmek için yola çıktı. Bursa’yı muhasara ettiyse de alamadı. Kış geldiği için Niğde'ye çekildi.

 

Anadolu'daki isyanlar ve Genç Osman’ın şehit edilmesi olayına adı karışan sipahiler, halk nezdinde kazandıkları nefreti silmek için bir divan toplantısı sırasında ayaklanarak Sultan Osman Hanın katillerinin bulunmasını istediler. Bunun üzerine Kara Davud paşa ve Kalenderoğlu denilen kişiler yakalanarak idam edildiler.

 

Diğer taraftan Osmanlı Devletinin iç karışıklıklarından istifade etmek isteyen Lehistan kazakları, daha önce imzalanan antlaşma şartlarına uymayarak, şayka adı verilen yüz elli civarında küçük gemiyle Osmanlı kıyılarına saldırdılar. Kazakların üzerine gönderilen Karadeniz serdarı Damad Receb paşa, kazakları takip ederek Kilgra önünde birçok gemilerini batırdı ve 21 gemiyi zaptederek beş bin esirle İstanbul'a döndü.

 

İstanbul'da vukubulan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devletinin başında daha kudretli, azimkâr ve zeki bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Bu sebeple 1623 de sadarete getirilen Kemankeş Ali paşa, Şeyhülislam Yahya Efendi ve diğer devlet erkanı toplanarak Sultan Mustafa'nın artık makam-ı saltanatta kalmaması gerektiği hususunda karara vardılar. Nitekim verilen fetva ile 10 Eylül 1623 günü Sultan Mustafa, ikinci defa tahttan indirildi ve yerine dördüncü Murad Han geçti.

 

Sultan Mustafa Han, zayıf ve narin vücutlu idi. Yüzü her zaman solgun olup, üzüntülü bir görünüşü vardı. Son derece dindardı. Sık sık türbeleri ziyaret eder ve çokça sadaka dağıtırdı. Saraydaki hayatını ibadet içinde, dini eserler ve Kur'an-ı kerim okuyarak geçirirdi. Saltanatta gözü olmadığı için her iki hal'inde de en küçük bir memnuniyetsizlik göstermemiş, tahttan sevinçle inmiştir. 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayında vefat eden Sultan Mustafa Han, Ayasofya Camii karşısındaki türbesinde medfundur.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Birinci Ahmed Han

 

 

İslam halifelerinin yetmiş dokuzuncusu ve Osmanlı padişahlarının on dördüncüsüdür. 1603 de halife oldu. 1617 de, yirmi sekiz yaşında vefat etti.

 

Nemçe ile yani Avusturya ile ve İranla ve Celali eşkıyası ile savaş edip galip geldi. Akıllı ve iyi idareli idi. Devlet idaresindeki başarılarında zevcesi Mahpeyker sultanın çok yardımı olmuştur.

 

At meydanında, sultan Ahmed Camiini, mektep ve imaretini yaptırmıştır. Camiin altı minaresi, dördünde üçer olmak üzere, onaltı şerefesi vardır. İki kere Edirne’ye, bir kere de Bursa’ya seyahat etti. Cami yanındaki türbededir.

 

Beytullahın ve Hucre-i seadetin perdeleri Mısırda dokunurdu. Ahmed han, İstanbul'da dokutup saygı ile göndermiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Üçüncü Mehmed Han

 

 

İslam halifelerinin yetmiş sekizincisidir ve Osmanlı padişahlarının on üçüncüsüdür. Üçüncü Murad hanın oğlu ve birinci Ahmed hanın babasıdır. Eğri fatihidir. 1566 da doğup, 1603 de vefat etti. Ayasofya camii bahçesindeki türbesindedir.

 

1593 de halife oldu. Celali eşkıyası ile ve Macarlarla uğraştı. İçkiyi sıkı yasak edip, bütün meyhaneleri kapattı. Bunun zamanında, 1603 de tütün içilmeye başlandı.

 

Mehmed Han, şehzadeliğinde; yüksek din, fen, idari ve askeri ilimleri, kıymetli âlimlerden öğrenerek yetiştirildi.

 

1583 de Manisa sancağı Valiliğine tayin edildi. Kumandanlık ve devlet idaresi siyasetini iyice öğrenmek için Manisa’ya gönderildiğinde yanına müderrisi Nasuh Nevali Efendi, lalası Sipahi Bey ile Defterdar Baş ruznamecisi Hasan Beyzade, Nişancı Lala Mehmed Paşa, Reisülküttab olarak da Abdurrahman Çelebi ve diğer vazifeliler verildi. Manisa’da valilik yaptı.

 

Babası Üçüncü Murad Hanın vefatından sonra Manisa’dan İstanbul’a gelip, sultan ilan edildi. İlk icraatı, devlet ve saltanatın emniyetini kuvvetlendirip, tayinlerde bulunmak oldu. Ulemadan Sadeddin Efendiyi hocalığına, Ferhad Paşayı Sadrazamlığa, Halil Paşayı da Kaptan-ı deryalığa tayin etti.

 

1593 den beri devam eden Avusturya harpleri esnasında, papa Sekizinci Clément’in teşvik ve propagandalarıyla, ahalisi Hıristiyan olan Osmanlı Devletine tâbi Erdel, Eflak ve Boğdan Voyvodalıkları Türklere karşı isyan ettiler. Sadrazam Ferhad Paşa, Eflak Seferi için Serdar-ı ekrem tayin edildi. 14 Mayıs 1595 de Eflak ve Boğdan’ın imtiyazlı prenslik statüsü kaldırılıp vilayet haline getirilerek, valiler tayin edildi.

 

Papa’nın çağrısıyla Almanya, Avusturya, Belçika, Bohemya, İtalya, Macaristan’dan toplanan elli bin piyade ve yirmi bin süvariden meydana gelen Hıristiyan ordusu, Avusturyalı Prens Mansfeld emrinde yardıma geldiğini haber alan Eflak Voyvodası Mihail, binlerce Müslümanı kılıçtan geçirip, her yeri harap etti. Prens Mansfeld, 1 Temmuz 1595 de Osmanlı idaresindeki Macaristan’ın Estergon Kalesini kuşattı. Serdar-ı ekrem Ferhad Paşanın ve eski Vezir-i azam Koca Sinan Paşanın taraftarları seferde bozgunculuk yaptılar. Ferhad Paşa vazifesinden alınarak, Koca Sinan Paşa tekrar Vezir-i azam ve serdarlığa getirildi. Birbiri ardına gelen felaketler ve ölümler sebebiyle düşman karşısında kesin zafere gidilemedi. Sadrazamlardan Ferhad Paşanın idamı, Lala Mehmed ve Koca Sinan Paşaların vefatları ve 27 Ekim 1595 Köprü Faciasıyla Akıncı Ocağının çok zarar görmesi neticesinde, Estergon, Vişegrad, Tegovişte, Yergöğü düşman eline geçti. Hıristiyanlar yerli ahaliye ve esir kumandanlara insanlık dışı fiillerde bulundular. Önemli devlet adamları ile 3500 asker, Voyvoda Mihail tarafından kazığa vuruldu.

 

Eflak ve Macaristan cephelerinde, Osmanlı şehirlerinin düşman ordularınca yıkılıp, yakılması, ahalinin kılıçtan geçirilmesine son vermek için Üçüncü Mehmed Han, Vezir-i azam Damad İbrahim Paşanın da tavsiyesiyle 20 Haziran 1596 tarihinde Eğri Seferine çıktı. Üçüncü Mehmed Hanın, ordusunun başında bizzat sefere çıkması askerleri coşturdu. Müslümanları zulümden kurtarmak için cihad aşkı ve şevkiyle Edirne, Filibe, Niş, Belgrad yolundan Sirem’e gelindi. 26 Ağustos 1596 tarihinde Sirem’deki Salankamen Kalesindeki harp meclisinde, isyan halindeki Erdel üzerine mi yoksa Avusturya işgalindeki Macaristan topraklarına mı sefer edilmesi müzakeresi yapıldı. Eğri’nin askeri strateji bakımından daha fazla kıymet arz etmesinden, Avusturya cephesi hedef tayin edildi. 21 Eylül 1596 tarihinde Macaristan topraklarındaki Eğri Ovasına gelen Sultan Mehmed Han, Otağ-ı Hümayuna yerleşti. 24 Eylül 1596 tarihinde başlatılan Eğri Kalesi kuşatmasında, 4 Ekimde dış kalenin fethinden sonra iç kale de 12 Ekimde teslim oldu. Eğri’deki Avusturya askeri cezalandırıldı. Şehrin en büyük kilisesi camiye çevrilerek, 18 Ekim Cuma günü Türk-İslam ananesince Sultan Mehmed Han, Cuma namazını burada kıldı.

 

Eğri fatihi Sultan Üçüncü Mehmed Han, 23 Ekim 1596 tarihi Harp meclisi kararınca ileri harekâta devam etti. 24 Ekim 1596 tarihinde, Haçova’da Alman, Avusturya, Çek, Fransız, İspanya, İtalyan, Leh, Macar, Papalık askerlerinden meydana gelen 300.000 mevcutlu Hıristiyan ordusuyla karşılaşıldı. 100-110.000 mevcutlu Osmanlı ordusu, 25 Ekim günü başlayan Haçova Meydan Muharebesinde 26 Ekimde düşman ordusunu mağlup etti. Haçova’da büyük bir zafer kazanılmasının ardından, 22 Aralık 1596 tarihinde İstanbul’a dönüldü. İstanbul’da Eğri ve Haçova zaferleri sevinciyle, üç gün üç gece merasim ve şenlikler yapıldı. Avusturya cephesine Satırcı Mehmed Paşa Serdar-ı ekremliğe tayin edildi.

 

Osmanlı Devletinin Avrupa cephesinde harplerle uğraşmasını fırsat bilen İran Safevi Devleti Anadolu’da, önce propaganda faaliyetlerini başlatıp, isyanlar çıkarttı. Celali isyanları denilen bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin ardından, Safeviler, Osmanlı Devleti hududuna saldırdılar. Avusturya ve İran cephelerini halletmek çarelerini araştıran Üçüncü Mehmed Han, 1603 yılında 21/22 Aralık gecesi vefat etti. Ayasofya Camii bahçesindeki türbesine defnedildi.

 

Sultan Üçüncü Mehmed Han çok nazik, halim selim, vakur, kerim bir şahsiyete sahipti. Sancakbeyliğinden saltanata gelen son Osmanlı padişahıdır. Beş vakit namazını daima cemaatle kılardı. Devrin kaynakları dindarlığını, Peygamber efendimize, Hulefa-i raşidine, Eshab-ı kiram ve âlimlere hürmetini yazar. Bunların adı bahsedildiği an hürmeten ayağa kalkardı.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Üçüncü Murad Han

 

İslam halifelerinin yetmiş yedincisi, Osmanlı padişahlarının on ikincisidir. İkinci Selim hanın oğlu, sultan üçüncü Mehmed hanın babasıdır. 1546 da doğup, 1595 de vefat etti. Türbesi Ayasofya camii yanındaki, babası ikinci Selim han türbesinin yanındadır. Selim hanın türbesinde kırkdört sanduka olup, üçüncü Murad hanın validesi Nur Banu sultan ve iki padişahın şahzadeleri ve kerimeleri vardır.

 

1871 de beşinci baskısı yapılan (Fezleke-i Tarih-i Osmani) kitabında diyor ki:

(İkinci Selim han, saraydaki yangında yanıp yeniden yapılan daireleri ve hamamı gezerken, ayağı kayıp mermerler üzerine düştü. Bu kaza, ölümüne sebep oldu.) İslam düşmanları, (Sarı Selim hamamda zevk, safa yaparken sarhoş olduğundan düşüp öldü) diye gençleri aldatıyorlar. Uydurma tarih kitaplarına da, bu yalan ve çirkin iftiraları yazarak ecdadımızı lekeliyorlar. Evlatları, babalarına düşman yapıyorlar. Halbuki, ikinci Selim han halvetiyye meşayıhinden Süleyman Amediden feyiz almış, salih Müslüman idi.

 

Murad hanın türbesinde ellidört sanduka olup, Muhammed hanın validesi Safiyye sultan ve şahzade ve sultanlar buradadır. 1574 de halife oldu. Tunus’u aldı. Azerbaycan’ı, Tebriz’i aldı. Âlimleri çok severdi. Nakşibendi meşayıhinden hace Ahmed Sadık Kabiliden feyiz alarak kemale geldi. Rasadhane ve astronomik araştırmalar ile logaritma hesapları yaptırdı. Toptaşı tımarhanesini yaptı. Çok hayrat yaptı. Mescid-i harama kargir kubbeler yaptırdı. Çok para sarf ederek su da getirtti.

 

Murad hanın validesi Nur Banu sultan 1582 senesinde Üsküdar’da Zeyneb Kamil çocuk hastanesi yakınında bulunan Atik Valide camiini yaptırmıştır. İki minarelidir. Nur Banu sultan 1582 de vefat etmiştir. Bu camiin artıklarından Dabaklar mescidini yapmıştır. Camie yakın olarak bir de (Dar-üş-şifa)mescidi yaptırmıştır. Türkçe divanını Şemsüddin-i Sivasi şerh etmiştir.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

İkinci Selim Han

 

 

Osmanlı padişahlarının on birincisi ve İslam halifelerinin yetmiş altıncısıdır. Kanuni Sultan Süleyman Hanın oğlu olup, 1524 senesinde doğdu. Şehzadeliğinde mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Devlet idaresi ve teşkilatını iyice öğrenmesi için Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde sancak beyliği yaptı. Valilik yıllarında tahsile devam edip, bilgi ve kültürünü arttırdı. Çok kuvvetli bir kültür seviyesine sahip oldu. İlim ve sohbet meclislerinde çok bulunurdu.

 

Sultan Süleyman Han, Macaristan seferine çıkıp, Zigetvar Kalesinin fethi öncesinde vefat edince, Padişahın ölümünü gizli tutan Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa, veliaht Selim’e haber göndererek saltanata davet etti. Bu sırada Kütahya Sancakbeyliğinde bulunan Selim Han, süratle İstanbul’a gelerek 30 Eylül 1566 tarihinde tahta çıktı.

 

Sultan Selim Han, Osmanlı padişahı olmasıyla devlet idaresine ve orduya ehil devlet adamları ve kumandanlar tayin edip, eskilerden bir kısmını da yerinde bıraktı. Veziriazam Sokullu Mehmed Paşayı vazifesinde bırakması devlet idaresi ve imar faaliyetlerinin devamında isabetli oldu.

 

22 Haziran 1567 de Edirne’ye geçen Selim Han, burada çeşitli devletlerin elçilerini kabul etti. Bu elçilerden özellikle zamanın kudretli devletleri sayılan ve çok değerli hediyelerle gelen Avusturya ve Almanya elçileri dikkat çekiyordu. Çünkü Osmanlı Devleti, Kanuni Sultan Süleyman Han devrinde, devamlı bu iki devletle mücadele halinde bulunmuş ve her iki devlet de Osmanlı Devletinin askeri kuvvet ve kudreti karşısında kaybolup ezilmişti. Şimdiyse yeni bir hükümdar tahta geçiyordu. İki devletin en büyük endişesi ve merakı, yeni hükümdarın güdeceği siyasetti. Dedesi Yavuz Selim Han gibi bir doğu siyaseti takip ederek İran üzerine mi, yoksa babası gibi Avrupa yakasına mı yüklenecekti? Her iki devlet de, en azından yeni Sultanın siyaseti belli oluncaya kadar Türk ordularını kendi ülkelerinden uzaklaştırmak için, Osmanlı Devletiyle derhal bir sulh akdine büyük ehemmiyet vermekteydi. Selim Han, uzun görüşmelerden sonra, Avusturya ile sekiz yıllığına antlaşma imzaladı (17 Şubat 1567). Buna göre, Kanuni’nin Zigetvar Seferinde fethettiği yerler Osmanlı Devletinde kalacak, Avusturya İmparatoru her sene Osmanlı Devletine 30.000 Macar altını vergi verecekti. Ayrıca iki devlet de birbirlerinin haklarına riayet edecekler ve sınır boylarına saldırılarda bulunmayacaklardı. Bu arada iki devlet arasında çıkması muhtemel hudut anlaşmazlıkları, Osmanlı Devletinin Budin, Avusturya’nın da Macaristan valisi arasında görüşülüp halledilecekti. Avusturya ile antlaşma imzalayan Selim Han, birkaç gün sonra da İran elçisi Şahkulu Hanın, Kanuni Sultan Süleyman Han devrinde imzalanan Amasya Sulhünün yenilenmesi ricalarını kabul etti.

 

Bu sırada Yemen’de Zeydi İmamı Topal Mutahhar’ın ayaklanması ortaya çıktı. Kısa zamanda bu ülkenin hemen tamamı isyancıların eline geçti. Topal Mutahhar sahile kadar inip Muha’yı aldı. Osmanlı kuvvetleri Zebid’de zorlukla tutundular. İmam Mutahhar, Zebid’i de sıkıştırmaya başlayınca, Osmanlı birlikleri çok kötü bir vaziyete düştüler. Bu durum üzerine Yemen’e önce Özdemiroğlu Osman Paşa ve ordudan Koca Sinan Paşayı serdar olarak gönderen Selim Han, Yemen’in yeniden devlete bağlılığını sağladı.

 

Yemen meselesi çıktığı yıllarda, Büyük Okyanus ile Hind Okyanusu arasında bulunan Sumatra adası, Malaka Yarımadası ve bir takım küçük adalara hakim olan Müslüman Açe Sultanlığından bir elçi gelmişti. Uzun yıllardan beri Hind Denizinde faaliyette bulunan Portekizliler çok zengin tabii kaynaklara sahip olan bu adalara göz dikmişler ve Açe Müslüman Sultanlığının istiklalini tehdit etmeye başlamışlardı. Açe Sultanı Alaeddin Şah, devrin cihan devleti ve bütün Müslümanların hamisi durumunda olan Osmanlı Devletinden top, topçu, silah ve askeri mütehassıslar ve bilhassa istihkam mühendisleri istiyordu. Fakat bu sırada Yemen İsyanı çıktığından yardım geciktirilmişti. Selim Han, 1569 da bu uzak sefer için Kızıldeniz Kaptanı Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis’i memur etti. Bu değerli amiral, Zeydilerin eline geçen Aden’i kurtardıktan sonra, 22 gemilik bir filoyla hareket etti. Beraberinde muhtelif usta, birçok top, asker, silah, mühimmat ve yüzlerce gönüllü levend ve topçuyu Açe Sultanına teslim etti. Gelen Türkler buraya yerleştiler. Bunların kurduğu donanma ile Açeliler mühim fütuhatta bulundular. Açeliler, Türk toplarını ve bayraklarını zamanımıza kadar kutsal bir hatıra olarak sakladılar.

 

Bu suretle Osmanlı Devletinin tesir alanı Uzakdoğu’ya, Güneydoğu Asya ve Endonezya’ya dayandı.

1569 da Rusya’nın Hazar kıyılarındaki ilerlemelerinin önünü almak, Astırhan’ı kurtarmak ayrıca İran üzerine yapılacak seferlerde Hazar Denizi vasıtasıyla askere kısa zamanda zahire ve harp malzemesi yetiştirebilmeyi sağlamak gayesiyle Volga Nehri ile Don Nehirlerinin birbirlerine çok yaklaştıkları bir noktada kanal açma teşebbüsüne girişildi. Ancak kış mevsiminin gelmesi üzerine çalışmalar tamamlanamadı. Ertesi yıl da İran ile Rusya’nın Kırım Hanını kandırmaları yüzünden, tekrar işbaşı yapılamadığından bu büyük teşebbüs gerçekleştirilemedi.

 

1569 Haziran ayında İskenderiye yakınlarında Nil teknelerinin yolunu kesen Venedik korsanlarının Müslümanları esir alıp Kıbrıs’ta satmaları olayına çok hiddetlenen Selim Han, derhal Venedik’e bir elçi göndererek Kıbrıs’ın Osmanlı Devletine terkini istedi. Bu isteğin Venedik tarafından reddi üzerine sefer hazırlıklarına başlandı.

 

Aslında Kıbrıs’ın Osmanlı Devletince fethini mecburi kılan birçok sebep vardı. Osmanlı Devletini, hakimiyeti altındaki Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine ulaştıran kara yollarının, uzun, yorucu ve yetersiz olmasına karşılık, Kıbrıs üzerinden bu ülkelere her türlü lojistik destekler daha çabuk, rahat ve ekonomik olarak ulaştırılabilirdi. Ancak Kıbrıs’ın, büyük deniz gücüne sahip Venedik Cumhuriyetinin elinde bulunması bu imkanı ortadan kaldırmaktaydı. Ayrıca Kıbrıs veya yakınlarından geçen Osmanlı ticaret ve hacıları taşıyan yolcu gemileri, Akdeniz’de Hıristiyan korsanları tarafından vurularak soyuluyor, Venedik de bu korsanları himaye ediyordu.

 

İkinci Selim Han, hazırlıkları bitirdikten sonra, Kıbrıs serdarlığına Lala Mustafa Paşayı tayin etti ve 15 Mayıs 1570 de donanma İstanbul’dan ayrıldı. Lala Mustafa Paşa, bütün Avrupa devletlerinin Venedik’e yardım etmelerine rağmen, şiddetli çarpışmalar sonunda 8 Eylül 1570 de Lefkoşe’yi 1 Ağustos 1571 de de Magosa’yı alarak Kıbrıs’ın fethini tamamladı.

 

Osmanlı askerinin Kıbrıs’a çıkması sırasında Venedik bütün Avrupa devletlerinden yardım istedi. Bunun üzerine Papa V. Piyer’in yoğun faaliyetleri neticesinde İspanya Kralı II. Filip ve Malta Şövalyeleriyle Venedik arasında bir ittifak kuruldu. Bu ittifaka, Toskana, Ceneviz, Savoia ve Ferrara gibi küçük Hıristiyan devletçikleri de katıldı. İspanyol Kralı Filip’in kardeşi Don Juan’ın komutasındaki 206 gemiden meydana gelen Haçlı donanması, 6 Ekim 1571 de İnebahtı önlerinde görüldü. Osmanlı harp meclisinde Kılıç Ali Paşanın şiddetli muhalefetine rağmen, Kaptan-ı derya Müezzinzade Ali Paşa, donanmada cenkçi ve kürekçi noksanlığını göz önünde bulundurmadan, düşmana saldırılması yönünde karar aldı. 7 Ekimde başlayan muharebe sonunda, Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Sadece sağ kanadı komuta eden Kılıç Ali Paşa, Düşmanın sol kanadındaki Malta donanmasını yok edip kayıp vermeden bölgeden çekildi.

 

Bu başarı Hıristiyanlara hiçbir kâr getirmedi. Hıristiyanlar kazandıkları bu zaferin şerefine heykeller dikmekle meşgulken, bizzat Selim Hanın emriyle hummalı bir çalışma içine giren Osmanlı tersaneleri, 1571-72 kışı içinde İnebahtı’da kaybettiğinden daha büyük bir donanma vücuda getirdi. Müezzinzade’nin eliyle kaptan-ı deryalığa getirilen Kılıç Ali Paşa, 13 Haziran 1572 de büyük bir donanmayla İstanbul’dan ayrıldı. İnebahtı’da galip gelmelerine rağmen, donanmaları çok yıpranmış ve bir hayli de asker kaybetmiş olan müttefikler, kendilerini toparlayıp galibiyetin meyvelerini toplamak niyetindeyken bu müthiş Osmanlı donanmasının Akdeniz’de görünmesi, büyük bir şaşkınlıkla karşılandı. Müttefik donanması, Osmanlı donanmasının karşısına çıkmaya cesaret edemedi. İttifaktan ayrılan Venedik, Fransa aracılığıyla barış istedi. 7 Mart 1573 de imzaladığı antlaşma ile Kıbrıs’ın Osmanlı Devletine ait olduğunu kabul etti. Kanuni devrinden beri vermekte olduğu yıllık 500 duka vergi, 1500 dukaya çıkarıldı. Ayrıca Kıbrıs Seferinin tazminatı olarak üç senede ödenmek üzere üç yüz bin duka altını vermeyi taahhüt etti.

 

Kıbrıs’ın fethinden sonra Kırım Hanına bir miktar asker ve top gönderen Selim Han, 1569 da Astırahan Seferi başarısızlığını telafi etmek ve daha fazla genişlememeleri için gözdağı vermek üzere Rusya içlerine bir sefer düzenlenmesini emretti. Nitekim 1571 baharında harekete geçen Devlet Giray Han, 120.000 kişilik süvariden meydana gelen ordusu ile Rusya üzerine yürüdü. Çok süratli hareket eden Devlet Giray, yaptığı muharebelerde Rus ordularını on binlerce zayiat verdirerek dağıttı ve Moskova’ya girdi. 150.000 esirle Kırım’a dönen Devlet Giray Han, bu zaferi üzerine Taht-alan lakabıyla anıldı. Ertesi yıl tekrar sefere çıkan Devlet Giray Han, Oka Nehrine kadar uzandı. Bu başarıları üzerine İkinci Selim Han, murassa kılıcı, hil’at ve name-i hümayun göndererek Devlet Giray’ı tebrik etti. Çar, Osmanlı Devletine bağlı Kırım Hanlığıyla, yılda 60.000 altın vergi vermeyi kabul ederek barış yaptı.

 

1574 yılında Boğdan Voyvodası Loan celCumplit isyan ederek, Lehistan’ın da yardımıyla Tuna’nın batı kıyısındaki İbrail, Dinyester’in güney kıyısındaki Bender ve Dinyester boyundaki Akkerman gibi mühim kaleleri ele geçirdi. Üzerine gönderilen ve küçük Türk birlikleriyle desteklenmiş olan Eflak Voyvodasını yendi. Bunun üzerine Selim Han, Üçüncü Vezir Ahmed Paşa ve Kırım Hanı Adil Giray’ı isyanı bastırmakla görevlendirdi. Kısa zamanda bölgeye giden Ahmed Paşa ve Adil Giray Han, Tuna’nın güneyinde üç gün süren kanlı muharebeler sonunda, asileri ve onlara yardım eden Lehistan kuvvetlerini imha ettiler (9 Haziran 1574). Asi Voyvoda da yakalanarak cezalandırıldı ve yerine Petru Şiopul tayin edildi.

 

İkinci Selim Hanın ilgilendiği işlerden biri de Tunus meselesiydi. İspanya’nın Tunus’tan bir türlü elini çekmemesi bu devletle harp halinin devam etmesine sebep oluyordu. Osmanlı donanması, Kıbrıs Seferine çıktığı sırada, Cezayir beylerbeyi olan Uluç (Kılıç) Ali Paşa da Tunus üzerine yürümüş ve 30.000 kişilik kuvvetle karşısına çıkan Hafsi Sultanı Mevlay Hamid’i yenip, ikinci defa fethetmişti. Fakat kendi yanında fazla bir kuvvet bulunmadığı gibi, bu arada Kıbrıs Seferine katılma emri de aldığından, Tunus’a Ramazan Beyi bırakarak donanmasıyla birlikte Kıbrıs Seferine katılmıştı.

 

Kaptan-ı deryanın bölgeden uzaklaşmasından sonra, İspanya Kralı Don Juan büyük bir donanmayla Tunus üzerine yürüdü. Direndiği takdirde İspanyolların sivil halka karşı katliama girişeceklerini anlayan Ramazan Bey, Kayrevan’a çekildi ve bu suretle Tunus bir kere daha İspanyolların eline geçmiş oldu (Ekim 1573). Don Juan, Tunus hükümdarlığını kendi taraftarı Mevlay Muhammed’e verip bir miktar da asker bırakıp İspanya’ya döndü.

 

Cezayir ve Trablusgarb Osmanlı Devletinin elinde olduğu halde, ikisinin ortasında bulunan ve stratejik ehemmiyeti büyük olan Tunus’un, İspanyol hakimiyeti altında halka zulüm eden kukla bir hükümet elinde olması, Akdeniz’de hakimiyeti elinde bulunduran Türk donanması için tehlikeydi. Bu sebeple İkinci Selim Han, Tunus işinin kökünden halledilmesi için emir verdi. Kaptan-ı derya Kılıç Ali Paşa, yanında kara ordusu serdarı Koca Sinan Paşa olduğu halde Tunus’a hareket etti (15 Mayıs 1574). Navarin üzerinden Sicilya sularına geçen donanma, Messina havalisini de vurduktan sonra, Tunus üzerine yürüdü. İki yüz ellinin üzerinde harp gemisi ve kırk-elli bin civarında askerden meydana gelen muhteşem Osmanlı donanması, Tunus önlerine gelir gelmez derhal Halk-ul-Vad Kalesi yakınına çıkarma yaptı. Koca Sinan Paşa kendisi Halk-ul-Vad’ı kuşatırken, Trablusgarb Beylerbeyi Mustafa Paşa ile eski Tunus Beylerbeyi Haydar Paşayı Tunus Gölü ile şehir arasında bulunan Bastiyon Kalesini fethe memur etti.

 

Tunus’un yıllardan beri İspanyollar tarafından tahkim edilerek hiçbir suretle zaptedilemez diye öğündükleri Halk-ul-Vad, Osmanlı ordusuna ancak otuz üç gün mukavemet etti. 24 Ağustosta kale fethedilip Mevlay Muhammed’le kale komutanı Don Pietro Cerrera esir edilerek İstanbul’a gönderildi.

13 Eylülde Bastion Kalesinin de fethiyle Tunus tamamen ele geçti. Tunus, aynen Cezayir ve Trablusgarb gibi bir eyalet haline getirildi ve beylerbeyliğine Ramazan Paşa tayin edildi. Böylece Tunus’ta üç asırdan fazla sürecek olan Osmanlı idaresi başladı.

 

Tunus meselesinin halledilmesinden yaklaşık bir ay sonra; Osmanlı Devletiyle Almanya arasında Zigetvar Seferinden sonra 17 Şubat 1568’de yapılan antlaşma, 4 Aralık 1574 de yenilenerek, sekiz sene uzatıldı. Bu antlaşmadan hemen sonra rahatsızlanan İkinci Selim Han, 15 Aralık 1574 de vefat etti. Mimar Sinan’a Ayasofya Camii avlusunda yaptırdığı türbeye defnedildi.

 

İkinci Selim Han, uzuna yakın orta boylu, açık alınlı, ela gözlü ve sarışındı. Avcılık ve yay çekmede fevkalade maharetli olup, zamanında ondan daha kuvvetli yay çeken yoktu. Babası Kanuni Sultan Süleyman devrinde birçok savaşa katılmakla beraber, tahta geçtikten sonra sefere çıkmadı. Çünkü devrindeki seferler umumiyetle büyük deniz seferleri olup bu seferlere de padişahın kumanda etmesi âdet değildi. Tecrübeli ve bilgili bir vezir olan Sokullu Mehmed Paşayı hükümet işlerinde tamamen serbest bırakmakla beraber, lüzumlu gördüğü birkaç meselede duruma müdahale etmiştir. Âlimlere büyük hürmet göstermiş, çok sevdiği büyük âlim Ebüssü’ud Efendiyi vefatına kadar meşihat (şeyhülislamlık) makamında tutmuştur. Cülus bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa İkinci Selim Han çıkarmıştır.

 

İkinci Selim aynı zamanda imarcı bir padişahtır. Kısa süren saltanat döneminde Türk ve dünya sanatının şaheseri sayılan Edirne Selimiye Camii’ni inşa ettirmiştir. Tamire muhtaç olan Ayasofya Camiini yaptırdığı istinad duvarlarıyla tahkim ettirerek günümüze kadar gelmesini sağladığı gibi, iki minare eklemiş, yanına iki de medrese yaptırarak külliye haline getirmiştir. Bunlardan başka Mekke-i mükerremenin su yollarının tamiri, Mescid-i Haram’ın mermer kubbelerle tezyini, Lefkoşe Selimiye Camii, Aziz Efendi tekkesi, Navarin limanına hakim bir mevkiye yaptırdığı kule, hayratı arasındadır.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Birinci Süleyman Han (Kanuni Sultan Süleyman)

 

Kanuni sultan Süleyman, İslam halifelerinin yetmiş beşincisi ve Osmanlı padişahlarının onuncusudur. Yavuz sultan Selim hanın oğlu, ikinci Selim hanın babasıdır. 1494 senesinde doğup, 1566 da vefat etti. Süleymaniyye camii yanındaki türbededir. İkinci Süleyman ve ikinci Ahmed han da bu türbededirler.

 

1520 de halife oldu. Onüç kere cihad yaptı. Hepsinde zafer kazandı. Yaptığı donanma, Avrupa’da birinci idi. Atlas okyanusundan Umman denizine kadar ve Macaristan, Kırım ve Kazan’dan Habeşistan’a kadar geniş yerleri, Allahü teâlânın dini ile, adalet ile idare etti.

 

Almanya İmparatoru ve İspanya kralı olan Şarlken yani beşinci Şarl 1526 senesinde Fransa’ya saldırdığı zaman, Fransızlar Osmanlı devletinden yardım istedi. Sultan Süleyman, Barbaros Hayreddin paşayı büyük bir donanma ile imdada gönderdi. Şarlken, Fransa ile sulh yapmaya mecbur oldu. Karada da, sultan Süleyman’ın idare ettiği Osmanlı ordusuna mağlup oldu.

 

Sultan Süleyman han pek çok hayır ve hasenat yaptı. Sultan Selim, Şahzadebaşı, Cihangir ve Süleymaniyye camilerini ve Anadolu ve Rumelinin her yerinde, Rodos ve başka adalarda müzeyyen camiler, medrese, hastaneler, aşhaneler, yollar, köprüler yaptı. Kızları, damatları, kumandanları da sayılamayacak kadar çok hayırlı eserler bıraktı. Kur'an-ı kerimi sekiz kere yazdı.

 

1526 da Fransa hükümeti, sultan Süleymana sığındı. 1539 da Osmanlı donanması, Avrupalıların birleşik deniz kuvvetlerini bozguna uğrattı. 1555 de Süleymaniyye camii ve külliyesi yapıldı. 1559 da Avrupalıların donanmaları ikinci bozguna uğradı. Eyyubde (Baba Haydar) camiini yaptırdı.

 

(Kamus-ul alam)da diyor ki, (Sultan Süleymanın kızı Şah sultan ile damadı Zal Mahmud paşa, Eyyubde Defterdar caddesinde büyük bir cami yapmışlardır. İkisi de 1562 senesinde vefat ettiler.) Cami yanındaki türbededirler. Sultan üçüncü Selim hanın büyük hemşiresi Şah sultan bu camiin yanına bir mektep ve kendi için bir türbe yaptırdı. Türbede zevci Mustafa paşa ile validesi sultan da vardır. Sultan Mahmud han ve son olarak 1960 da, başvekil Adnan Menderes, camii ve türbeyi tamir ettiler.

 

Oğlu sultan Cihangirin ruhu için, 1559 da Cihangir camiini yaptı. Cihangir 1552 de Halebde vefat etmiş, Şahzade camii yanında ağabeyisi Muhammed sultanın türbesine defnedilmiştir. Cihangir camii üç defa yandı. Son olarak, ikinci Mahmud hanın sadr-ı azamı silahdar Ali paşa 1823 de yaptırmıştır.

 

Avrupalıların, Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını verdiği, Kanuni Sultan Süleyman, padişah olunca önce, memleketin iç işlerini düzeltip, Osmanlı ülkesinde huzur ve sükun temin ettikten sonra, Avrupa seferlerine başladı.

 

Avrupa Seferleri

Belgrat Seferi: Yavuz Sultan Selim Han devrinde Osmanlı Devleti doğu siyasetini takip ederek, hudutlarını emniyete almıştı. Bu sebeple Sultan Süleyman Han, doğudan emin olarak ilk seferlerini Avrupa üzerine yaptı. Macar Kralı II. Layoş’un, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken’e güvenerek, Osmanlı elçisine düşmanca davranması üzerine, Orta Avrupa’nın kilidi sayılan ve önceki devirlerde üç defa kuşatılıp alınamayan, Belgrat üzerine sefere çıktı. 18 Mayıs 1521 de İstanbul’dan hareket eden Kanuni Sultan Süleyman Han, 29 Ağustosa kadar şehrin çevresindeki kaleleri fethettirdi. 29 Ağustos 1521 de Belgrat Kalesi de teslim alınarak, 30 ağustos Cuma günü, şehrin en büyük kilisesi camiye çevrilip, Cuma namazı kılındı. Belgrat’ın imarı için hazineden büyük yardımlar yapıldı.

 

Mohaç Seferi: Macar Kralı II. Layoş’un; Şarlken ile akrabalık kurup, Osmanlı Devletine karşı İran Safevi Devleti ve Sultan Süleyman Hanın hakimiyetindeki Eflak ve Boğdan beylikleriyle ittifak kurması, Papalığın Haçlı ruhu ile Hıristiyanları kışkırtması ve esir Fransız Kralı için annesinin, Osmanlı Sultanından yardım istemesi üzerine bu sefer tertip edildi. 23 Nisan 1526 da İstanbul’dan hareket eden Kanuni, 29 Ağustos 1526 da Macaristan ve Haçlı ordusunu Mohaç Meydan Muharebesinde büyük bir mağlubiyete uğratarak, zafer kazandı. Macaristan Krallığının başşehri Budin (Budapeşte) dahil Macaristan, Erdel (Transilvanya) Türklerin hakimiyetine geçti.

 

Avusturya Seferi: Mohaç, Meydan Muharebesinden sonra, Macaristan’da askeri harekat bitti. Fakat siyasi faaliyetler başladı. Osmanlı padişahının, Budin muhafazasına ahalinin de arzusuyla tayin ettiği, Erdel Voyvodası Zapolya’ya karşı, Viyana Arşidükü Ferdinand, Macar kralı olmak için harekete geçti. Ferdinand 1527 de Macaristan’a girip Zapolya’yı mağlub ederek, Budin’i işgal etti. Macaristan’daki hudut hadiseleri ve Zapolya’ya yardımda bulunmak üzere Sultan Süleyman Han, 10 Mayıs 1529 da Avusturya Seferine çıktı. Ferdinand’ın işgalindeki Budin 8 Eylül 1529 da teslim alındı. Zapolya 14 Eylülde Osmanlıya sadık kalmak şartıyla Kral Yanoş ünvanıyla Macar tahtına geçirildi. Osmanlı Ordusu 22 Eylülde Avusturya’ya girdi ve 25 Eylülde Viyana önlerine geldi. Viyana’nın teslimini isteyen Sultan Süleyman Han, teklifin kabul edilmemesi üzerine; 27 Eylül 1529 da şehri kuşattı.

 

1529 Avusturya Seferinde Türk akıncıları Osmanlı Tarihinin en büyük akın hareketini yaptılar. Avusturya, Güney Almanya toprakları Türk akıncılarınca çiğnenerek, bütün Avrupa Osmanlıların azametini, şaşasını gördü. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken korktuğundan, meydan muharebesi için ortaya çıkamadı. Mevsim ve şartların elverişsiz olması üzerine Osmanlı padişahı, ordusuyla 16 Ekim 1529 da Viyana’dan Budin’e hareket etti. 1530 da Arşidük Ferdinand’ın elçi heyeti İstanbul’da sultanla görüştü. İsteklerinde samimi olmayan Ferdinand, sulh görüşmeleri yapılırken tekrar Budin’i kuşattırdı. Şehir, Türk kuvvetleri ve Macarlar tarafından müdafaa edilerek, kuşatma kaldırttırıldı.

 

Alman Seferi: Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken’in ve kardeşi Avusturya ve Bohemya Kralı Ferdinand’ın Macaristan’ın içişlerine karışması üzerine Kral Yanoş, Sultan Süleyman Handan yardım istedi. Padişah, 25 Nisan 1532 de Alman seferine çıkıp, yüz yirmi bin mevcutlu ordusuyla Avusturya’yı zaptetti. Şarlken 250.000 kişiden fazla Hıristiyan ordusuyla Osmanlıların karşısına çıkmaya cesaret edemedi. Osmanlı Sultanının Alman Seferi de, düşman ülkesinin ezilmesi ve Avusturyalılardan birçok kaleyi almasıyla neticelendi. Sultan Süleyman Hanın, Alman Seferi münasebetiyle Orta Avrupa’da bulunmasından korkup, meydan muharebesinden kaçan Şarlken, 22 Haziran 1533 tarihli İstanbulAntlaşmasıyla Osmanlı Devletinin ve Sultanın üstünlüğünü kabul etti. İstanbul Antlaşmasına göre:

1) Kral Ferdinand, Sultan Süleyman Hanı baba ve metbu (kendisine tabi olunan, uyulan) bilecek ve ancak “kardeş” diye hitap ettiği veziriazamla eşit sayılacaktır. 2) Kral Ferdinand, Osmanlı ülkesine tecavüz etmeyecek ve Sultan da Avusturya ülkesiyle ahalisini kendi tebaası bilecektir. 3) Kral Ferdinand, Macaristan üzerindeki veraset iddialarından vazgeçecek; Macaristan’ın batısı ve kuzey batısındaki arazisinin hakimi olacaktır. 4) Macar Kralı Yanoş ile Kral Ferdinand arasında, Osmanlıların uygun göreceği hudut geçerli olacaktır. 5) Eski Kraliçe ve Ferdinand’ın kızkardeşi Maria’nın kocasından miras kalan malikhane, geçimi için ihsan edilecektir. 6) Bu antlaşma geçici değil, devamlıdır.

 

Avrupa’da, Fransa’dan başka Avusturya’nın da Osmanlı Sultanının himayesini kabul etmesiyle Şarlken’in “Avrupa İmparatorluğu” kurma projesi gerçekleşemedi. Türklerin takib ettiği cihanşümul dünya hakimiyeti siyaseti gereğince, Kanuni Sultan Süleyman Han ve Osmanlı Devleti, Avrupa’da tek başına söz sahibi oldu.

 

Boğdan Seferi: Osmanlı Devletinin düşmanlarıyla işbirliği yapan Boğdan Voyvodalığının bazı hareketleri üzerine sefere karar verildi. 8 Temmuz 1538 de İstanbul’dan hareket eden padişahın, Avrupa içlerine ilerlerken düşman ülkesinde bile ahalinin canına, ırzına, malına, mülküne ve hatta tarlasındaki ekili mahsulüne zarar verdirtmeden hareketi güzel bir adalet örneği oluyordu. Mimar Sinan bu seferde, kenarı bataklık bir araziye sahip, Prut Nehri üzerine büyük ve sağlam bir köprü yaparak Osmanlı ordusunun yoluna devam etmesini temin etti. 15 Eylül 1538 de Boğdan Voyvodalığının merkezi Suçava’ya girildi. Ahali İslam dininin adaletini temsil eden ve Avrupa’ya medeniyet götüren Osmanlıyı istediğinden, Voyvoda kaçmak mecburiyetinde kaldı. Boğdan meselesini halleden Sultan Süleyman Han, büyük ganimetlerle 27 Kasımda İstanbul’a döndü.

 

Budin Seferi: Osmanlı Devletine tâbi Macaristan Kralı Yanoş ölünce, Kral Ferdinand fırsattan istifadeyle Budin’e büyük bir Avusturya-Alman ordusu sevk etti. Macar Kraliçesi İsabelle, Sultan Süleyman Handan ve ordusundan yardım istedi. 20 Haziran 1541 de İstanbul’dan hareket eden padişahın yaklaşmakta olduğunu haber alan düşman, Tuna Nehrini geçmeye çalışırken, Osmanlı ordusunun mahirane hareketiyle 21/22 Ağustos gecesi imha edildi. İstabur Zaferiyle Budin ve Macaristan, antlaşmaya sadık kalmayan Avusturya-Alman Kralı Ferdinand’ın istilasından kurtarıldı. Macaristan Osmanlı Devletine katılarak, 30 Ağustos 1541 de Budin Beylerbeyliği ve idare teşkilatı kuruldu. Budin’in en büyük kilisesi camiye çevrilip, “Fethiye” adı verildi. Kanuni bu camide, Ebüssü’ud Efendinin imametinde 2 Eylül 1541’de ilk Cuma namazını kıldı. Budin’de adaleti tesis ettirdi. Defalarca verdiği sözü tutmayarak, tekrar riyakârca Macar Krallığına talib olduğunu iddia eden Kral Ferdinand’ın isteği Osmanlı Devletince reddedildi.

 

Kral Ferdinand, 1542 yazında, yıllık vergi karşılığında Macar Krallığının kendisine verilmesini tekrar teklif ettiyse de bu teklif dikkate alınmadı. Ferdinand, Budin’in bir Türk eyaleti olmasından ürkerek, telaşa kapıldı. Avrupa’da Türk-İslam tehlikesinden bahsederek, propagandaya başladı. Avusturya, Alman ve diğer Avrupa milletlerinden 100.000 mevcutlu büyük bir Hıristiyan ordusu topladı. Peşte Kalesini kuşatan müttefik Avrupa ordusuna karşı, Budin Beylerbeyi Yahya Paşazade Bali Bey, sekiz bin askerle müdafaada bulundu. 17 kasım 1542 de Osmanlı ordusunun başında istanbul’dan hareket eden Sultan Süleyman Han, henüz yoldayken, 24 Kasımda düşmana karşı gece taarruzuyla Peşte Zaferi kazanıldı. Müttefik Avrupa orduları perişan bir halde kaçarken imha edildi. Düşmanlardan pekçok esir ve ganimet alındı. Zafer haberi padişaha ulaşınca Edirne’de kaldı.

Avusturya Seferi: Estergon Seferi de denilen bu sefere, Osmanlı eyaleti haline gelen Budin’in emniyet ve teşkilatını pekiştirmek için çıkıldı. Padişahın emriyle Budin Kalesine İslam ahali iskan edilip, dini müesseselerin yapımına başlandı. Âlimler tayin edilerek Avrupa’ya İslam dininin daha da yayılarak, yerleşmesi için faaliyetler genişletildi. 23 Nisan 1543 de İstanbul’dan hareket eden Kanuni yol boyunca alınması lüzumlu mevkileri fethettirerek 29 Temmuz 1543 de Tuna Nehri sahilinde ve Budin yakınlarındaki başpiskoposluk merkezi Estergon önüne vararak şehri kuşattı.

 

Estergon Kalesindeki Alman, İtalyan ve İspanyol muhafız askerleri teslim teklifini kabul etmeyince, devrin en büyük ve tesirli ateşli silahlarına sahip Osmanlı ordusu, 315 topla kaleyi döğmeye başladı. Kanuni’nin en muhteşem seferlerinden biri olan Estergon Seferine gayet planlı ve tedarikli çıkılmıştı. Anadolu ve Rumeli orduları padişahın maiyetinde, çeşitli sınıfların aldığı sefer tertibi, mühimmatı ve erzağı mükemmeldi. Estergon, Osmanlı kuşatmasına on iki gün mukavemet edebildi. 10 Ağustosta müdafilerin çekilip, gitmesine müsaade edildi. Şehrin en büyük kilisesi camiye çevrilerek Kanuni Sultan Süleyman Han, Cuma namazını burada kıldı.

 

Osmanlı fütühatı, Avrupa’da devam ederek eski Macar krallarının taht merkezi İstolni-Belgrat 20 Ağustosta kuşatıldı. 4 Eylülde fethedilen İstolni-Belgrat’ta büyük kilise camiye çevrildi. Mevsim ilerlediğinden Padişah, 7 Eylülde İstanbul’a hareket etti. Avrupa’daki fetihler durmayıp, Budin Beylerbeyi Avusturya kalelerine karşı harekatı devam ettirdi.

 

On altıncı yüzyılın ortalarında Avrupa’da Osmanlı askeri kuvvetlerinin bu muhteşem başarıları yanında Akdeniz’de ve Atlas Okyanusunda hepsi birer denizkurdu olan Türk leventleri de Osmanlı bayrağını şan ve şerefle dalgalandırıyorlardı. Bu kara ve deniz harekatlarından Fransa da menfaatleniyordu. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru ünvanı taşımak arzusuyla Avrupa siyasetinde hakim rol oynamak isteyen Şarlken’in elinde esir olan Fransa Kralı I. Fransuva, annesi vasıtasıyla Kanuni’den yardım talep ediyordu. Fransızlara yardım eden Osmanlılardan korkan Şarlken, Kanuni’yle antlaşmak için elçilik heyeti gönderdi. Osmanlı devlet adamları tarafından kabul edilen Şarlken ve kardeşi Ferdinand’ın elçilik heyetleri ile uzun süren müzakereler oldu. 13 Haziran 1547 Antlaşması’na göre, Almanya ve Avusturya Osmanlılara yıllık otuz bin Duka vergi vermeyi kabul ettiler. İmparator ünvanını kullanmamayı kabul eden Şarlken İstanbul Antlaşması’nı 1 Ağustos’da imzalayınca Osmanlı padişahı da bu antlaşmayı 8 Ekim 1547 de tasdik etti.

 

Zigetvar Seferi: Osmanlı ordusunun İran seferlerinde, Safevi Devleti ile Papalık ve Hıristiyan devletler bir olup aralarında anlaşarak Avusturya ve Macaristan’da çeşitli hadiseler çıkartıyorlardı. 1562 Osmanlı-Avusturya Antlaşması’nda kabul ettikleri vergiyi ödemedikleri gibi yeni Kral II. Maksimilyan’ın olumsuz tutumu ve Zigatvar Kalesindeki düşman kuvvetlerin ahaliyi taciz etmeleri üzerine, Osmanlı ordusu başlarında Sultan olduğu halde 1 Mart 1566 da İstanbul’dan hareket etti. Sultan Süleyman Han, on üçüncü olarak çıktığı bu seferinde yetmiş üç yaşındaydı. Hayatı, seferden sefere koşarak insanlığı, Hakka kavuşturacak yola davetle geçmişti. Bir takım hastalıklarla durumu iyi olmayan, ayaklarında nikris hastalığı bulunan Padişah, zulmün önüne geçmek, ahalinin huzur ve güveni için, hasta haliyle Osmanlı tarihinin en muhteşem askeri harekâtı kabul edilen sefere bazen araba, bazı yerde tahtırevan ile gidiyor ve yerleşim merkezlerine girileceği zaman, ata binerek en muteber psikolojik metodları tatbik ederek ilerliyordu. 1566 Ağustos başında kuşatılan Zigetvar Kalesini, Zerniski Makloş müdafaa etmekteydi. Günlerce süren kuşatmada birçok defa umumi hücumlar yapıldı. Zigetvar Kuşatmasından iyice bunalan Kont Zerniski, Eylül başındaki huruc harekatında öldürülünce 7 Eylülde kale fethedildi. Kanuni 6-7 Eylül gecesi vefat ettiyse de, askerin moralinde bozukluk meydana gelmemesi için, ordudan gizli tutuldu. Bu sefer ile Zigetvar’dan başka; Güle, Lügos ve diğer bazı kaleler de fethedildi.

 

Doğu Seferleri

Kanuni, batıda Hıristiyan Avrupa devletleri ile mücadele ederken, İran’daki Şii Safevi Devleti de, Mukaddes Roma-Cermen Devletiyle Osmanlılara karşı ittifak kurup, Doğu Anadolu’da hududa tecavüz ettikleri gibi, Sünni ahaliye de zulmediyorlardı. Safevilerin ajanları Osmanlı ülkesinde faaliyet gösterip, Celaliler vasıtasıyla iç isyanlar çıkarmak istiyorlardı. Şah Tahmasb’ın bu düşmanca davranışları yüzünden Sultan Süleyman Han, harekete geçti. 27 Ekim 1533 de Vezir-i azam Makbul İbrahim Paşayı İstanbul’dan doğuya gönderen Sultan’ın kendisi de, baharda sefere çıktı.

 

Irakeyn Seferi: 11 Haziran 1534 de İstanbul’dan hareket eden Kanuni Sultan Süleyman Han, 20 Temmuzda Konya’ya geldi. Konya’da Mevlana Celaleddin Rumi’nin türbesini ziyaret edip, Kayseri-Sivas-Erzincan yoluyla 27 Eylülde Tebriz’e girdi. Safevilerin zulmünden bunalan şehir halkı, Kanuni’yi ve Osmanlı ordusunu sevinçle bir kurtarıcı olarak karşıladılar. Yavuz Sultan Selim Hana karşı 1514 Çaldıran mağlubiyetinin hâlâ tesirinde olan Safeviler, devamlı Osmanlılardan kaçıp, meydan muharebesi için ortaya çıkamıyorlardı. Osmanlı kuvvetlerinin bölgeye gelmesinden memnun olan ahali, âlimler, kale ve şehir hakimleri padişaha bağlılıklarını arz ettiler. Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in makamlarının bulunduğu Kerbela ve Hanefi mezhebinin kurucusu imam-ı a’zam Ebu Hanife’nin kabrinin bulunduğu Bağdat Valisi Zülfikâr Han ve büyük İslam âlimi ve Veliy-yi kâmil Abdülkadir-i Geylani’nin memleketi Geylan Hakimi Malik Muzaffer, Sultan Süleyman Hana bağlılıklarını bildirdiler. 24 Kasım 1534 de Bağdat’a giren Osmanlı ordusunun ardından, Azamiyye’de imam-ı a’zam’ın kabrini ziyaret edip, büyük bir türbe yapılmasını emrettikten sonra, Kanuni Sultan Süleyman Han, 30 Kasımda şehre girdi. Bağdat’ta ahalinin, âlimlerin, kumandanların ve devlet adamlarının bulunduğu bir sırada şükür ifadesi olan dini merasim yapılarak, ihsanlarda bulunuldu.

 

1534-1535 kışını Bağdat’ta geçiren Sultan, burada Osmanlı devlet teşkilatını tesis ettirdi. Bağdat’ın mübarek beldelerini, Kerbela’da Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in makamlarını ziyaret etti. Geylan’da Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin kabrine türbe ve yanına imaret, imam-ı a’zam’ın kabrine türbe yaptırdı. Safevi tehlikesini kesin olarak bertaraf etmek isteyen Kanuni, Şah Tahmasb’ın Van istikametinde olduğu haberi üzerine, harekete geçti. 1 Temmuz 1535 de Tebriz’e gelen Osmanlı Sultanı, devamlı kaçan Şah Tahmasb Safevi’yi takip için İran içerisine girildiyse de karşı çıkan olmadı. Avrupa devletlerinde ve Safevilerden elçi heyetlerini kabul eden, Sultan Süleyman Han, dönüşünde de Mevlana Muhammed Şems-i Tebrizi’nin makamı dahil mübarek beldeleri ziyaret ederek Tebriz-Diyarbekir-Antakya-Adana-Konya yoluyla 8 Ocak 1536 da İstanbul’a geldi.

 

Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem fethedildiği için “İki Irak seferi” manasında Irakeyn Seferi adı verilen bu hareketin neticesinde, bölgedeki Şii Safevi hakimiyeti sona erdirilip, Bağdat dahil Basra, Osmanlı ülkesine katıldı.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Birinci Selim Han (Yavuz Sultan Selim)

 

İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü ve Osmanlı padişahlarının dokuzuncusudur. İkinci Bayezid hanın oğlu, sultan Süleyman hanın babasıdır. Hilafeti Osmanlı padişahlarına bağlayan budur. 1470 de doğup, 1520 de vefat etti. Fatih’de sultan Selim camii bahçesindedir.

 

1514 de Çaldıran’da İran şahı İsmaili Safeviyi mağlup ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslamiyet'e büyük hizmet etti.

 

Tebriz’i de aldı. 1516 da İstanbul'da ilk tersaneyi yaptı. Burada gemiler inşa edildi. 1517 de Mısır’ı aldı. Haremeyni şerifeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde, (Mekke ve Medine’nin hizmetçisi) diye ismini okuttu. Mısır’daki son Abbasi halifesi olan Yakub bin Müstemsik-billahdan emanetleri alarak halife oldu. Büyük donanma yaptı. 1520 de Çorlu ovasında hastalanarak vefat etti.

 

Sekiz buçuk senede devleti iki kat büyüttü. Yavuz adını kazandı. Türbesinin yanındaki bir türbede, kızı Hatice sultan ile bunun da kızı Hanım sultan vardır. Başka bir türbede, sultan Süleyman’ın validesi Hafsa sultan ile sultan Süleyman’ın üç oğlu Murad, Mahmud ve Abdullah efendiler vardır. Bir türbede de sultan Abdülmecid han medfundur. Kızı Şah sultan, Davutpaşa’da bir cami ve tekke ve Eyyub’de Bahariyye caddesi ile deniz arasında (Şah Sultan camii)ni ve yanında, ilk şeyhi Merkez efendi olan tekkesini 1555 de yaptırmış olup, bu cami yanındaki türbededir.

 

Selim hanın kız kardeşi Gevher Müluk sultanın kızı Nesli-şah sultan, Edirnekapı’da ve İstinye’de birer cami yaptırmıştır. Zevci İskender bey ile birlikte Eyyubde zal Mahmud paşa camii yanındadır. Gevher Müluk sultan ve zevci Muhammed bey de buradadır.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

İkinci Bayezid Han

 

 

Sekizinci Osmanlı padişahıdır. Fatih Sultan Mehmed’in iki oğlundan büyüğüdür. 1447 yılında doğdu. Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Bayezid, devrin en kıymetli âlimleri elinde tahsil gördü. Küçük yaşta, Hadım Ali Paşa nezaretinde Amasya valisi oldu. 16 yaşında da 1473 Otlukbeli savaşına sağ kol kumandanı olarak katıldı. Babası Fatih, 3 Mayıs 1481 tarihinde sefere giderken Gebze’de vefat edince, 20 Mayıs 1481’de tahta çıktı.

 

Önce iç isyanı bastırdı, birliği sağladı. 16 Ocak 1482’de Venediklilerle bir antlaşma imzalayıp Hıristiyan birliğini bozarak, en kuvvetli uzuvlarından birini felce uğrattı. Böylece, zahiren de olsa, onların dostluğunu temin ederek, 17 yıl Osmanlılar aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını sağladı.

 

Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi ve aleyhte faaliyetleri üzerine 1484 yılında bu ülkeye karşı sefere çıkan Bayezid, 15 Temmuz'da Kil’i ve 11 Ağustos’ta Akkerman Kalesini fethetti.

 

Sultan Bayezid, Osmanlı Devletinin dış politikasına başka bir yön verdi. 1498 senesi ilk ve sonbaharında Silistre sancakbeyi Bali Bey kumandasında 40 bin kişilik akıncı birliği Lehistan’a Osmanlı tarihinin en büyük akın hareketlerini gerçekleştirdiler. Bu arada Venediklilerin Mora üzerine tecavüzi hareketlerde bulunması üzerine de Sultan, 1499 da Mora seferine çıktı. 25 Ağustosta İnebahtı, 9 Ağustos 1500 de Modon ve 16 Ağustosta Koron Venediklilerden alındı.

 

Bayezid Han batıda daha önemli fetihlere başlama noktasındayken, doğuda büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. Bu sebepten Osmanlı Sultanı 1502’den sonra zamanını Safevi hükümdarı Şah İsmail’in türlü entrikalarını karşılamaya hasretti.

 

Sultan Bayezid son zamanlarında, oğlu Selim’e; “Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol. Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını istiyorsan ulemaya çok saygı göster; zaruret olmadıkça kimseye sert davranma” diye nasihat ettikten sonra, çok dua etti ve Allahü teâlânın mübarek etmesi dileğiyle saltanatı ona teslim etti.

 

Bayezid Han, daha sonra Dimetoka’daki saraya giderken Abalar köyü mevkiinde hastalanarak 26 Mayıs 1512 günü vefat etti. Kabri İstanbul’da Bayezid’deki caminin yanındaki türbededir. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için Veli Bayezid olarak bilinir. Bayezid meydanında kendi külliyesi ile birlikte camiinin inşası bitince Padişah: “Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında imam olsun!” buyurmuştu. Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, sulhte ve seferde hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır. Sultan Bayezid’in mührünü taşıyan sayısız yazma eserin Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde bulunması onun kültür faaliyetlerini açıkça göstermektedir.

 

Bayezid Han vaktinin çoğunu mütalaa ile geçirir, okuduğu kitaplar hakkında düşüncesini yazardı. Namına çok eser yazılmıştır. O, eserlerin açık ve anlaşılır bir dil ile yazılmasını emrederdi. Bu yönüyle Türk diline verdiği ehemmiyet ortaya çıkmaktadır.

 

Bayezid Hanın âlimliği, şairliği, hat sanatkârlığı, ilim ve şiir erbabına gösterdiği saygı ve sevgi, Fatih Sultan Mehmed’in oğluna yakışır derecedeydi.

 

Sultan İkinci Bayezid Hanın otuz seneden fazla süren saltanatı boyunca, sulh ve sükunu tercih etmesi, donanmayı yenileyip hazırlıklar yapması, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Yavuz Sultan Selim Hanın fasılasız seferler ile meşgul olmasına vesile oldu. Zamanında yeniçeri ocağını genişletti. Ağa bölükleri kuruldu. Donanmaya ehemmiyet verilerek, yelkenli savaş gemileri yapıldı ve gemilere uzun menzilli toplar yerleştirildi. Timar teşkilatında değişiklik yapıldı. Sultan Bayezid bir taraftan devlet teşkilatını sağlamlaştırarak halkın huzur ve sükununu temin etmek için uğraşırken, diğer taraftan doğudan batıya kadar bütün müslümanların meseleleri ile ilgilendi.

 

Memleketin her tarafında imar faaliyetlerini devam ettirdi. Yaptırdığı en önemli eserler arasında Amasya’da medrese, cami ve zaviye, Edirne’de bir darüşşifa ve İstanbul’da Bayezid Camii, medrese ve imareti başta gelmektedir.

 

Yorum (1) Yorum yaz!

TR'li Siteler hosting yeniListe.com
linkcenneti.com TR Site Ekle, Toplist , Sohbet , Aşk , MP3indir, Mirc , Chat , Kelebek , Tavla indir, Arkadaş, Oyun , Arama Motoru , Hikaye, Terbiyesiz Görevimiz sizi doğru adrese ulaştırmak.

evden eve nakliyat web tasarım
arkadaş turkiyeindex.com Toplist